Tarih 10.01.2010 Pazar.. saat 11:00 gibi zuhal'le avcılarda buluştuk.. Metrobüs ve Eminönü yaptık. Niyetimiz en eski olan kahve dünyasında birer kahve içip , feribotla haydarpaşa ya geçmekti... Eminönüne geldiğimizde bir hayel kırıklığı.. Tüh ya kahve dünyası kapalı.. zaten şanslı olsaydım... Canım arkadaşım yasine birşeyler aldık zuhal'le.. Sonra feribot maceramız başladı.. Eh kendimize de kabuklu badem aldık.. Bir çay söyledik ve feribotun dışında oturduk.. Ehhh badem , çay olurda sıgara olmaz mı? Tabi ben bacaklarımı da uzattım şölleee manzaraya karşı.. Üstüne sıgaramızı yaktık efkarlı efkarlı çekerken soldan yükselen bir ses""" O hanımlar keyfinizi bozmayayım ama sıgara içmek yasak" Aman tanrım nasılda morardık böleee.. Herkes bize bakıyordu.. Çaktırmadan sıgaraları söndürdük ama bizi tutana aşk olsun.. Gülme krizi...
Neyseki mesafe kısa .. Haydarpaşaya ilk defa gidiyorum.. Bir haydarpaşa garını görelim dedik.. Gerçekten tarihi bir yer.. süper ...Ve yola devam...Yürdük.. Hava da süper...
En sonunda Haydarpaşa numune hastanesine vardık. Amacımız yasine süpriz yapmak... Hastane inanılmaz büyük.. Yasini bulmak zaman geçtikçe zorlaştı... En sonunda hangi bölümde olduğunu bulduk bulmasına ama herkes bizi farklı yerlere yönlendiriyor.. Yok dedik böyle olmayacak... ter su içinde kaldık.. Aradaki bir banka oturduk ve ben yasini aradım.. Konuşma aynen şöyle :)
Ben: Yasin nerdesin ?
Yasin : Evdeyim
Ben: Şaka yapıyorsun dıme :(:( Yanlız hakikatten ağlaycaktım ya...
ve bu bir şaka değildi...
Arkadaşımız cumartesi akşamı eve dönmüş.. Apar topar hastaneden çıkıp İETT ile avrupa yakasına geçeceğiz... Tabi o tarafları bilmediğim için sürekli yasinle telefon görüşmeleri devam ediyor.. En sonunda yola koyulduk.. haliç te indik.. Bankta beklerken elimizdeki bademleri bitirmeye çalışıyorduk... Saç baş dağılmış tipimiz kaymıştı resmen...Bide yolda gelirken otobüs şöförünün zuhale bakışları.. Veee zuhalin küfürü.... Hiç unutmayacağım..
En sonunda yasinlerin evine vardık.. canım ya bizi karşılamaya geldi.. Onu gördüğümde kafasında şapka ve şapkanın üstünde de kapşonlu bir eşofmanı vardı.. Yanına ilerlediğimde gözlerindeki mutluluğu gördüm.. İşte bu olmalı... Değmeli... ki gerçekten değdi..
Sıcak bir karşılamanın ardından evine gittik. yasinin ablası, annesi, babası, abisi, halası, arkadaşı mutlu, yeğeni (şirin mi şirin ) cansu... Yani ev bayağı kalabalıktı...
Gerçekten çok ama çok sıcak bir ailesi var... Çaylar, pastalar, kurabiyeler, meyveler ve onların yöresine ait kavurması.. Ama bu bizim bildiğim bir kavurma değil... :):)
Herşeyden önemlisi yasinin böylesine umut dolu, böylesine hayat dolu olmasıydı. Bir insan nasıl böylesine güçlü olabiliryor bilmiyorum.. Allahım sen herkese böyle umut ver... Böylesi güç... Bilki benim için çok değerlisin yasin... Özlesin gerçekten..
umuyorum en kısa zamanda iyileşir ve aramıza geri gelirsin...
Bekliyorum .:)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder